MuHaBBeT

MuHaBBeT

SÖZ...

EŞKİYA VATANA HÜKÜMRAN OLMAZ

29/10/2007
Kategori: EKSPRES

15 ağustosta başladı bu kahır, tam 23 yıl önce… Analar ağladı, babalar içine attı… Eşler, yavuklular dünyayı zindan ettiler kendilerine… Bebeler baba diyemeyecekler bir daha, baba sıcaklığını tadamayacaklar ömürleri boyunca bir kez ve son kez daha… Ateş düştüğü yeri yaktı… Hangimiz ne denli özümsedik, üstlendik geride bıraktıklarını…Gidenler Hak yoluna gitmişlerdi kanı bu kanı bizde… Onlar ki sahip olunabilecek en üst mertebeye kavuşmuşlardı… Payeleri yüklenmişlerdi asilane… Ya arkalarında bıraktıkları… Ya kalanlar… Hangisinin yarasına tuz basabildik, halleriyle hallendik… Şimdi gün bugün oldu… Terör örgütü eylemlerini artırarak sürdürürken gelen haberlerle bir dolu canı , 25 vatan evladını aldı götürdü bizden… Daha doğrusu, al kanlarla boyanan bu topraklar uğruna, kutsal bildiğimiz değerler uğruna biz verdik bunca canı, bekamız için… Lüzumu halinde bir o kadarını daha vermeyi de biliriz… Bize kalansa bu adi saldırılardan geride bıraktıkları… Korkum şu ki toplumun topyekün artık idrak ettiği ve bitmesi yönünde ne gerekiyorsa yapılmalı, yaparız şeklindeki serzenişleri gün gelir de 23 senedir süregelen şekle bürünürse…  Ya unutursak şehitlerimizi, ya hiçbirşey olmamış, yaşanmamış gibi dalıp gidersek günlük telaşlarımıza, ya dedikoduya dalarsak veya televizyon kanalları bir parça bal sürüp ağzımıza bizi  kandırırlarsa, ya geçim derdinin endişesine düşersek yeniden, ya hurafeler ,cehaletler devam ederse, kahve köşelerinde üç beş atmaya devam edersek, hele ki müstemleke oldugumuzu unutup özgür olduğumuzu zanedersek, ya güvenirsek sırtlana çakala, ya da üzerinde durmazsak hertürlü hırsızlığın,gururumuzu onurumuzu kurtarmak için gayret etmezsek, bilmezsek dostu düşmanı, her düştüğümüzde ağlarsak çığlık çığlıga, ya Türk’ün Türk’ ten başka dostu, Türkiye ‘den başka vatanı olmadığını düşünemezsek ya unutursak… Geçmişi, geçmişte olan biteni düşünüyorum bir yandan, bir yandan geçmişe bakan yanımla geleceğimizin olması muhtemel ahvalini görüyorum belli ki… Yurdun dört köşesinde depreşen bu şuur umarım geçici olmaz, umarım üstte kurgulanan tüm menfi farkındalıklar gerçekleşmez… Ya gerçekleşirse… O zaman, işte o zaman ne deriz çocuklarımıza, torunlarımıza… Ne yüzle bakarız ceddimizin cemaline mahşer günü… Siz yedi düveli def ederken canım ülkemden, bizler 7 eşkiyayı atamadık miras bıraktığınız toprağımızdan üstelik verdik binlerce canımızı yeniden, mütemadiyen… Ne derim, ne deriz söyleyinsene…

 

Bu köşe sahibinin şair tarafı ile şöyle bitmeli bu yazı…

 

Ey Türk titre ve kendine dön artık

Elinde kalan sayfalar da yırtık

Evlad-ı Fatihan bir gök bir de yer

Büyük işler için elbette yeter

Destanlarla, şiirlerle, yaşamla

Uyandırın Osmanlı’yı ihtişamla…

 

Kalın sağlıcakla…

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Zekânın Zekâtını Vermeli İnsan..!

17/10/2007
Kategori: EKSPRES

800 yıl geçmiş üzerinden; o demde söyledikleri anlayana bugün de rehber olmakta... Tınılar bırakmakta... İnsan olmaya dair ne varsa, adam olmaya değin yol çetin, zorlu ve ıraksa… Yine de gün zekânın zekâtını verme günüdür.. Mevlana’yı anma etkinlikleri düzenleniyor niyet takdire şayan… tarz olası… maksat anlaşılası... Lakin gel gör ki anmaktan anlamaya yöneltmek gerek insanlığı... Anlamak, anlatabilmek... Zıttıyla anlaşılır her şey diyen o ulu zatı anlamalı ananlar... Zekâlarının zekâtlarını vermeliler bize, çünkü fakiriz, fakir olan biziz... Şemsin aydınlığına, sıcaklığına vurulmuştu o ulu kişi, ya biz? Ne denli onun maneviyatında oradan oraya savrulan yaprak misali beynimizin sol lobunu azıcık çalıştırabilip, idrak yollarımızı genişletebiliyoruz?.. Öyle bir aydayız ki başı sabır, sonu şükür... Sabrettiğine şükreden insanın aldığı merhale ne büyük mükâfat, yakasında parıldayan rozet… Eyvallah… İsyandan korkmalı vuslatla kavrulan, sabra yelken açmalı... Gün o gün olduğunda, takdiri sual etmeden eyvallah diyebilmeli, vardır elbet bir hikmeti derinliğine inebilmeli... Hz. Mevlana’yı anlayabilenlerden olmak var, nasip eyle Allah’ım... Ay Ramazan olunca Eyüp Sultan’a, Sultanahmet’e inmemek olmaz, arkadaşlarla bir iftar vakti Sultanahmet’teyiz… Yüce mabetten ezan sesi yükselince sabrımızın mükâfatına kavuştuk, suya kavuştuk... Gözlerimiz ışıdı, çorba sıcacık daha bir ezogelindi, salata da ne lezzet yarabbi ve çay üzerine içilen… O çay sanki diğer aylarda içtiklerimizden değildi... Vakit ilerledi, oturduk bir bahçeye kimimiz çay içti kimimiz kahve… Günlerce sucuk-ekmek fantezisi yapmışken ben, hazır orada iken, sucuğun hası satılan mekâna da uğramalıydım, bir kaçımız “Biz kalkalım.” dedi, ayrıldık… Kalanlarımız sucuk ekmekçiye oturduk.. Oturduk oturmasına da, sucuğun baharatıyla dürümün sıcaklığıyla buluşmuşken damaklarımız, Hazretin yolunun yolcusu bir derviş, bir semazen… Alelacele, üç adım ötemizde oluşturulan alanda “ibadetine” başladı... Semaha durdu. O an; karıncalandı beynim semazen ney sesi ile dönerken gözümüzün önünde. Neden? Niye? Niçin? Nasıl? Suallerine cevap aranırken, attım ağzıma son lokmamı… Yutkundum...

Sen bizi semahı, semazeni Sertap Erener’in Erouvizyonundan tanıyanlardan eyleme Allah’ım.. Mevlanayı bilmeyip Celalettin Rumi’yi tamamiyle sindirmiş yabancıların malumatı ile malumatlandır bizi... Bilirim “Vermek istemesen istek vermezdin” ve yine bilirim “İsteyen istediğine kavuşacaktır” Bizlere Hazreti anlama isteği ver Allahım..

İstanbul trafiğinde üzerime süren belaya, insan azmanına; elimi kalbimin üzerine taşıyıp, başımla eyvallah diye bilmeyi nasip eyle..!


Derviş gibi… Eyvallah….


 


Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

EĞİTİME DAİR...

20/8/2007
Kategori: ACiLSERViS

Önümüzdeki ay okullar tekrar eğitim öğretime merhaba diyecekler… Kitap artık orta direk vatandaşlarımız için sorun olmaktan çıktı, devlet baba tarafından temin ediliyor nasılsa… Eğitimin bakanını da okullar açılana kadar netlestiririz diye düsünmekteyim… Bununla birlikte yurdumun okul manzaralarına söyle bir baktığımızda herşey güllük gülistanlık değil elbette ,  sardalya kasası gibi dizi dizi, sıra sıra  geleceklerimizi aydınlatmaya , eğitmeye devam ediyoruz… Anadolu lisesi ve tabi özel okullar bu sınıflamanın dısındalar… kah 11 kisiye kah en fazla 30 kisiye kadar eğitimin dikenli yollarında dersinde, teneffüsünde sefasını sürüyorlar o istisna kuzucuklar… Geri kalan bütün okullarımızda bir sardalya kokuşmuşluğu hakim… E tabi geleceğimizi eğitmekle vazifelendirdiğimiz kanatsız meleklerimiz var, öğretmenlerimiz… onlarında çilesi küçük sehirlerimizde büyük şehirlerimizdeki kadar  aşikar olmasada yevmiyeli  çalışan amelelerimizin ( onları küçümsediğimizden değil elbette)  bile onlardan çok kazandığını söylersek ne devlet babaya, ne de bakanlık yetkililerine ayıp etmis olmayız sanıyorum…sonuçta görüştür şahsımızı bağlar… AB sanırım bizi almazsa bir nüfus probleminden ötürü, bir de bu eğitim mevzuundan almaz … Bu AB’ nin çok okumuş yazmışları herşeyimize bir kulp buluyorlar da bugüne dek niye bizim eğitim sistemimiz için önerileri olmuyor merak ediyorum… Yani gelecekseniz sap gelin, çok şey bilmeyin vs. mi demek istiyorlar… Bir tek pelesenk yaptıkları şey dillerinde ille de “ ruhban okulu” … açtınız açtınız yoksa nanik görürsünüz AB yi der gibiler… hayırlısı bakalım… Bu vesile ile yeni eğitim-öğretim yılımızın hayırlı olmasını dilerim.

 

Düşünmeye dair…

Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek yerken, Şinasi garsonu çağırır ve su ister.

Şinasinin kirden ve mikroptan eldivenle el sıkacak derecede korktuğunu bilen Süleyman Nazif

garsona seslenmeden edemez:
-Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir.

 

Su’ dan mevzuların artık canımızı yakmaması dileklerimle,

 

kalınız sağlıcakla..

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

PazarlamA

17/5/2007
Kategori: ACiLSERViS

Bir Transfer…

Belki Türkiye nin değil, Dünya futbolununda bombasını sarı lacivertliler patlattı... Öyle bir bomba ki, sol ayak sendromu yaşanan dünya futbolunda hangi sol dendiğinde direkt gösterilecek adres Roberto Carlos… O artık Saraçoğlu nda, Sami Yen de, İnönü de, 19 Mayıs ta, Cumhuriyet Stadı nda yeşil çimler üzerinde müthiş sol ayağıyla futbolseverlere kim bilir ne resitaller izlettirecek... Lakin bu yazının yazılış gayesi aslında Carlos’un sol ayağı ve onun sergileyeceği futbol resitali değil... Bu transferin saha içi değil, saha dışı yankısı yazımızın esas çıkış sebebidir... Carlos dünya futbolunda bir marka, hem de öyle bir marka ki adını bilmeyen, duymayan kimse neredeyse dünya vatandaşlığına kabul görmeyecek gibi... Şimdi sarı lacivertliler Carlos un sahadaki performansı ile değil bana göre yaptıkları ihtişamlı transfer olayı ile övünecek, dilden dile dillendirilecektirler… Bu onların tartışmasız hakkıdır...  Günümüzde iş dünyası da tıpkı Carlos gibi bir markaya sahip olan ve o markayı pazarlayan şirketlere söz hakkı tanımakta ve bu söz hakkına sahip olan kurumlar pazar payının hayli kısmını alıp götürmektedirler… Kurumların pazarlamadaki maharetleri pazarladıkları ürünün kalitesiyle de mutlak doğru orantılıdır…

Nasıl bir ürünü, nasıl bir pazarlama stratejisi ile, nasıl pazarladığınız bir sehpanın olmazsa olmaz üç ayağıdır… Varsa bu üç ayak… Başarı, alıp verdiğiniz hava kadar yakındır sizlere…

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

KÜRESEL mi? YÖRESEL mi?

17/4/2007
Kategori: ACiLSERViS

 

Mevsimler mi değişti, yoksa hakikaten küresel ısınma dedikleri hadiseden mi ötürü bilinmez ama … kar görmedi gözlerimiz bu sene…hani bir yağsın, gelsin artık dediğimiz… çiftçiler yandı, barajlar nolacak diye yakınıverdiğimiz bir yanımızla aman neme lazım…gelmesin bize sıkıntı verir, iş performansımız düşer, trafik dert tasa olur dediğimiz… kimine göre ahir zaman, kıyamet alameti, kimine göre teknolojiyi layıkı ile kullanamayan ademoğlunun iş güzarlığı… Ne olursa olsun, neresinden bakılırsa bakılsın, bir acayip haller olmakta ihtiyar dünyamıza…  Bir şeyler yerinden oynamakta , birşeylerin çivisi sanki hafiften çıkmakta… ağaçlar çiçekler açtı, etrafınıza şöyle bir baktığınızda beyaz, pembe türlü çiçekler açmış ağaçlarla şenlendi ortalık… Aylardan henüz  Şubat, lakin ortalık bahar havasında… Şenlik gelmiş köyümüze… Tüm bunlara nazire matem düşmüş köylümüze…

Havaya göre değil mevsime göre giyinmeli diyen ataların sözünü hatırladım bir an… hangi mevsim, nerede… Kış kışlığından sıyrılmış, yaz yazlığını bilmez durumda… Birileri çığırtkanlık yapıyor ısınmada, ısınma hemde küresel nevinden… Ve eyvah kimin umrunda…

4X4 otomobillere binenlere yüklüyor bazıları suçun bir kısmını, evinde elektiriği sürekli açık tutana, ütüyü fişte bırakanlara yüklüyor bazıları… Parfüm üstüne parfüm sıkan venüslüleri suçlamaya niyetli kimileri… ağaçları kesip bina diken müteahhitlere yüklenmekte bir diğerleri… Bir kısım bilenimiz, cep telefonlarının artan sayısını gerekçe olarak göstermekte bu ısınmanın sebebi olarak… Bir başkası çıkıp nokialar az ısındırıyor, asıl samsunglar yüzdelik manada hayli katkı sağlamakta da diyebilir kimbilir… Bir başka grup kyoto anlaşmasına imza koymayan ABD’ yi en büyük suçlu olarak takdim ediyor, etsinler iyide ediyorlar… Ne olacak, iyi mi olacak kötümü olacak muamma ama bilinen birşeyler olacağı… Gelecek yazımızda bu ısınma hareketi devam ederse, ki görünen edecektir… ne olabilirler üzerine bir mutaala da bulunacağım… Sabah ola hayr ola… Görelim mevla neyler…

  

Kalınız sağlıcakla…

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı